| ||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
* CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen, ''Mayın Yasası'nın İptali İçin Anayasa Mahkemesi'ne Dava Açacağız''
* CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Mayın Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne dava açacaklarını belirtti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Mayın Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne dava açacaklarını belirtti.
![]() Onur Öymen, Çan ilçesinde Atatürkçü Düşünce Derneği Çan Şubesince düzenlenen ''Dış Politikamız ve Çıkış Yolu'' konulu panelde yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarının Türkiye'yi AB'ye sokacağına inanmadığını savundu. ![]() Öymen, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin resmi daveti üzerine bu ülkeye gideceğini, bunun da Talabani'nin Baykal'ın dik duruşuna verdiği önemi gösterdiğini söyledi. ![]() Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili görüşlerini anlatan Öymen, şunları kaydetti: ![]() ''Mayın Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesine dava açacağız. İsrail Cumhurbaşkanına 'Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz' diyenler, bugün aynı İsrail'e 'Mayın temizlemesini iyi bilirsiniz' diyor. Bu nasıl bir anlayıştır? Dünyada 55 ülke, topraklarındaki mayını temizletmek için kendi silahlı kuvvetlerini kullanıyor. Bazı ülkeler de bu konuda BM'ye bağlı olan ve kâr gütmeyen sivil toplum örgütlerini tercih ediyor. Ancak Türkiye'de yap-işlet-devret modeliyle mayın çıkarılması öngörülüyor''. ![]() ''Dünyada, bizden başka topraklarını mayından temizletmek karşılığında işletme hakkı veren ülke var mı?'' diye soran Öymen, ''Bir ülkenin topraklarındaki mayını temizletmesi için kanun çıkarması gerekmiyor. Ama AK Parti Hükümeti mayınları temizleyen firmaya toprakları 44 yıl işletme hakkını vereceğini söylüyor. Mayından temizlenen topraklarda tarım yapan, bu topraklarda yerleşim birimleri kuran ülkeler var. Ama mayın temizleme karşılığında burayı bir tarımsal işletme olarak veren ülke yok'' diye konuştu. Öymen, Mayın Yasası'nın amacının, mayınları temizletmek değil, o bölgedeki toprakları bazı firmalara çok uzun vadeli vermek olduğunu öne sürdü. Tartışmaların özünü bu konunun oluşturduğunu iddia eden Öymen, ''Bu topraklar, orada yaşayan köylülerin atalarının toprağıdır. O toprakları bu köylülere vereceksin, onlar işletecekler, siz de devlet olarak destek sağlayacaksınız. Bizimkiler orada işçi olacakmış, istihdam yaratılacakmış. Yani başkası toprağa sahip olacak, bizim Hasan, Osman, Mehmet de orada işçi, ırgat olacak. Sizin devlet anlayışınız bu mu?'' dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, konu tartışıldığı zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, kendilerini ''İsrail karşıtı olmakla'' suçladığını sözlerine ekledi. ![]() Panelin açış konuşmasını yapan ADD Çan Şube Başkanı Bülent Öz de yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Sayın Milletvekillerim, Sayın Belediye Başkanlarım, Sayın Daire Amirleri, Sivil Toplum Kuruluşlarının Değerli Başkanları, Siyasi Partilerimizin İl ve ilçe Başkanları, değerli basın mensupları, değerli hocalarımız, kıymetli hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler Atatürkçü Düşünce Derneği Çan Şubesi’nin düzenlediği Atatürk’ün Çan’a gelişinin 75. yıldönümü etkinlerine hepiniz hoşgeldiniz. Etkinliklerimiz çerçevesinde düzenlediğimiz, “Dış Politikamız ve Çıkış yolu” konulu panelimizde bizleri aydınlatacak olan Dış Politika Uzmanı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen aramızdalar. Kendilerine Hoş geldiniz diyorum. Hoş geldiniz sayın Öymen. Ben mikrofonu sayın Öymen’e vermeden önce kısaca birkaç noktaya değinmek istiyorum. Evet bildiğiniz gibi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 15 Mayıs ve 24 Haziran 1934 tarihlerinde iki kez olmak üzere İlçemiz Çan’a teşrif etmişlerdir. Beş yıldır da ADD ÇAN Şubesi olarak Atatürk’ün Çan’a gelişini kutlamaktayız. Fakat şunu belirtmek isteriz ki, Atatürk’ün Çan’a gelişi sadece ADD çatısı altında kutlanmamalıdır. İlçenin en üst idari makamından tek bir bireyine kadar tüm Çan Halkının katılımıyla kutlanmalıdır. Ve bu kutlamanın resmi ve her yıl kutlanarak geleneksel hale getirilmesi gerekliliği kanımızca önem arz etmektedir. Bu konuda ilgili makamlara yönetim kurulu kararı alarak yazılı başvurularımızı yapacağız. İlgili makamların gerekli hassasiyeti göstereceğinden hiç şüphemizin olmadığını belirtmek isteriz. Değerli Atatürkçüler, Şu anki dünyayı düşündüğümüzde, birileri bu dünyayı yıkıcı zalimliğiyle, saldırganlığıyla ve yozlaştırarak yönetmeye çalışıyor. İsteklerini zalimce, şiddet düşkünü, saldırgan, aç gözlü zihniyetiyle ve bunlara göre bir toplum inşa etmek istiyor. Bunun tek nedeni vardır. Para. Onlar için ekonomik gücü elde tutmak için her türlü yol mubahtır. Bu yolda dünyanın belli başlı dev şirketleri, küreselleşme adı altında dünya kaynaklarını kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istemektedir. Elbette ticaret ortamında rekabetin getirdiği yarış doğrultusunda kendi ülkenin kaynaklarını ele geçirmek ya da satın almak isteyecek şirketler olacaktır. İşte burada ülke kaynaklarını kaptırmamanın tek yolu borçlanmamak önemli bir koşuldur. Fakat ne yazık ki; Dünya Bankası ve IMF adı altında bu borçlanma yapılmaktadır. Bir ülkeyi borçlandırmak ekonomik yönden boyunduruk altına almak, köle durumuna düşürmektir. Bu yolda izledikleri en yaygın yol, en başta petrol gibi, şirketleri için gerekli olan doğal kaynaklara sahip ülkeleri tespit etmek daha sonra o ülkeye Dünya Bankası ya da IMF aracılığıyla yüklü miktarda kredi sağlamaktır. Aslında zannedildiği gibide o para asla o ülkeye verilmez. O Para yerine o ülkede alt yapı projeleri gerçekleştirecek şirketler gider. Enerji Santralleri, Sanayi bölgeleri, limanlar, bankalar, fabrikaları alır yada inşa eder. Aşırı borçlanan o ülke, borcunu ödeyemez duruma gelir. Ve hemen ardından da teklifler ardı ardına sıralanır. Bize borçlusun, bu parayı ödeyemezsin, en iyisi sen bize istediğimiz yeraltı kaynaklarını ve tesislerini satmaya başla. Ülkende askeri üs kurmamıza izin ver. “Dünyada bizim askerlere yardım etmesi için asker gönder”. Afganistan, Lübnan ve Irak için istemeleri gibi. Devamında da tüm özel ya da devlete ait kuruluşlarını, sigorta şirketlerini, bankalarını ABD şirketlerine sat. Derler. Süreç bu şekilde işleyerek devam eder. Finansal yönden ülke kaynaklarını ele geçirmenin en basit yolu budur. Başka bir yolda silah gücüyledir. Ama bunun adı işgal değil demokrasi adı altında yapılır. Asıl sebep ise başkadır. İşte, Amerika’nın Afganistan işgalinin ardında dünya pazarının yüzde 90’nına sahip olan Afyon üretimi yatmaktadır. Irak işgalinin ardında petrol kuyuları yatmaktadır. Sözde Büyük Ortadoğu Planının ve PKK ve Kürt sorunu meselesi diyerek çizilen haritaların ardında da Türkiye’deki Bor Madenleri yatmaktadır. Demokrasi nutukları sadece masaldır. Yukarıda da belirttiğim gibi onlar için ekonomik gücü elde tutmak için her türlü yol mubahtır. Sonuç olarak; dünyanın bir bütün halinde entegre edilmesi, bunun özellikle ekonomik anlamda küreselleştirme ve serbest kapitalizmin sonucunda büyük bir imparatorluğun kurulması gerekliliği vardır. Bu amacı güden anlayış ekonomik gücün ne anlama geldiğinin farkındadır. Dünya bankası ve IMF gibi finansal kuruluşları da kullanan sistem bunu başarma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. O kadar güçlü ve hızlı bir şekilde hedeflerine ilerlemektedirler ki, tüm dünyadaki ulusal ekonomilerin tek bir küresel ekonomi haline dönmelerine şahit olmaktayız. Evet, kısaca yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz kaynaklar, bu kaynakları elde edebilmek için parayı kontrol eden bir avuç ticari güç odağı tarafından ele geçiriliyor ve dünya boyunduruk altına alınıyor. Sonuç ise; insan yerine para ve şirket gücüne dayalı bir dünya tekeli olacaktır. Eşitsizlik büyüdükçe, doğal olarak artan sayıda insan ve ülkeler çaresiz kalacaktır. Bunun önüne geçmenin yolu dış baskılara boyun eğmemek başta olmak üzere ulusal ekonomimize sahip çıkmaktır. Bizim tek derdimiz ve davamız ekonomi olmalıdır. Yüce Atatürk’ün 1. İzmir İktisat Kongresinde dediği gibi Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Devleti olacaktır. Tek bir bireyimizden devletimize kadar tüm birey ve kurumlarımızın, ekonomik refah düzeyini yükseltemezsek yukarıda bahsettiğim gibi küreselleşme yumağı içersinde, kaybolup yok olmaya mahkum olacağız. Fakat ne yazık ki görülüyor ki; ülkemizin enerjisini bu yöne vermemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bir taraftan terör olayları, bir taraftan laiklik, türban ya da kürt sorunu tartışmaları, diğer taraftan irtica plan belgeleri ya da darbe olacak söylemleri gibi ile sürekli ülkemizde gündem yaratılmaktadır. Böyle olunca günlerimiz ve enerjimiz boşa gitmektedir. Tüm bunlardan biran önce vazgeçmek, tüm planlarımızı, enerjimizi ekonomi politikaları üretmeye harcamalıyız". * Şaban KARAKAYA
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|
YASAL UYARI: ALTERNATİF Gazetesi sitemizde yayınlanan her türlü, resim, makale, yazı veya belgenin site yetkililerimizden izinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alınması, kopyalanması veya yayınlanması yasaktır. Aksi takdirde resmi işlemlere başvurulacaktır.
|
|||||||||||||||||||||