| ||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Öğretmen/Çocuk /Dayak
Öğretmen ve dayak.
Birbiriyle uyuşmayan iki kelime. İlkokula giderken yediğim dayakları hiç unutmadım. Haklı haksız. Donuma işetinceye kadar, dayak attı öğretmenim. Yaptığım yaramazlığı, hiç affetmedi öğretmenim. Çekti sopayı. Haksız yere dayak yedim. Öğretmenim, başkasına inanmadı, kanıtsız yine çekti sopayı. Yediğim dayakları unutmadım. * 80’li yılların başı. Ben acemi öğretmen. Toroslar’ın zirvesindeyim, elektriksiz ve yolsuz. Bir öğrencim hastalanmıştı. Ayaklarının ıslanmaması, soğukta dolaşmaması ve terlememesi gerekiyordu. Annesi babası çok titiz davranıyorlardı. Bir sabah okulun arkasındaki buzda kayan çocukları gördüm. Lojmanın penceresinden gözledim, sesleri geliyordu. Bir öğrencim, buzda kaymaya çalışan hasta çocuğa; “Sen kayma, zaten hastasın. Öğretmenimiz görürse döver” dedi. Hasta çocuk cevap verdi. “Öğretmenimiz bizi dövmüyor ki!” Bu çocuğun anladığı başka bir dil var mı? Yoksa o dil, “dayak mı?” * Okul bahçesinde iki çocuk kavga etmiş. Nöbetçi öğretmenler çocukları ayırmış ve barıştırmış. Kavga işini öğrenen bir veli sabah erkenden gelmiş kapıma dayanmış. Konuşuyor. “Müdür! Müdür! Benim çocuğumu, benden başka kimse dövemez” “Allahım, sen sabır ver!” * İki çocuk kavga ediyor. Birinin annesi ya da ninesi okulda. Ailece, diğer çocuğu yakalasalar boğacaklar. Birde bakıyorlar, iki çocuk birlikte oynamaktalar. * Birisi, “Ben bu çocuğu öğretmen dövsün diye doğurmadım” diye bağırıyor. Evde çocuğunu istediği gibi dövüyor. Öğretmen dövmüş mü? Ne gezer, sadece çocuğun omzuna dokunup öğüt vermiş. * “Dayak cennetten çıkmadır” diye bir söz var. Doğrudur, yanlıştır beni pek ilgilendirmiyor. Bir de çok bilinen bir söz var. Ziya Paşa söylemiş. “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” Açıkçası; “Nasihatle öğütle yola gelmeyeni azarlamak lazım. Azarlamakla yola gelmiyorsa eğer dayak atmalı. Yani dayaktan başka çare yoktur” demek istiyor. * Şimdi bir çocuğu azarladınız mı, ruh sağlığı bozuluyormuş. Bizim zamanımızda, ruh sağlığı yoktu. “Ruh Sağlığı” yeni çıktı. Bizim öğretmen kızılcık sopası kullanırdı. Bir elin tırnakları birleştirilir vurulurdu. Avuç içine vurulan kızılcık sopasının yeri su toplardı. Kızılcık sopası, ruh sağlığı tedavisinde kullanılırdı. Günde üç öğün. Tahta cetveller, matematikte değil dayakta daha çok geçerliydi. Osmanlı’da eski mekteplerinde falakası varmış ya. Ömer Seyfettin “Falaka” adlı öyküsünde güzel anlatır, falaka tekniğini. Ha unutmadan; “Eti senin kemiği benim” diye babalarımızın öğretmenlere söyledikleri bir söz vardı eskiden. Bir suçtan dolayı, öğretmenden dayak yemişsek, ailemize söyleyemezdik. Söyleyenler evde de babalarında yerlerdi, ikinci bir dayağı. Otururlardı yerlerine. * Şimdi çocukları azarlayın bakalım. Görün neler olacak? Camdan gözlüyorum, okul bahçesini. Bir anne çocuğunun saçlarını öyle bir tutmuş ki, armut sallar gibi sallıyor. Çocukta “tık” yok. Ses çıkarsa çocuk, daha beteri gelecek. Bahçede değil, evde. O çocuğa öğretmen yüksek sesle “Yapma!” dese, veli bir üst makamın kapısında. * Çocuğunu evde dövüp, öğretmen dövdü diyenlerde var. * Çocuk döven öğretmenler yok mu? Var. Gazetelere manşet olurlar. Birçok haberde asparagas çıkar. Olan öğretmene olur. * Bakın şimdi size bir anımı anlatayım. Yıl 1987. Batman’da bir köydeyim. Tek sınıflı bir okul, 135 öğrenci var. Uzun süre öğretmen olmadığından iş çığırından çıkmış. 5.sınıfa gelen çocuklar öğrenim çağı dışına birer genç insan. Devam edenlere diploma vereceğiz. Sabah okula 1. 2.ve 3.sınıfları alıyorum. Öğleden sonra 4. ve 5.sınıflar. Ben fedakârlık yapıyorum. Günde 10 saat ders. Gerçi kimse takdir etmedi ya. Neyse. Bir teneffüs saatinde bir kız geldi. Bir erkek öğrencinin kendilerine çıplak resimler gösterdiğini söyledi. Gittim, çantanın içinden resimleri aldım. Ders başlayınca, kız çocuğunu tahtaya çıkardım. Başka bir erkek öğrenciyi tahtaya çıkardım. Resimleri gösteren çocuğa da tahtaya çıkmasını söyledim. Verdiği cevap; “Çıkmıyorum ulen” oldu. Dedim “Allah'ın emri üçtür. Üç defa söyleyeyim. Lütfen tahtaya çık” Çocuk elleriyle beni tehdit ederek yine “Çıkmıyorum len!” diye bağırdı. Ne yaparsınız şimdi? Bütün sınıf susmuş, bize bakıyor. Hadi söyleyin, ne yaparsınız? Söz bitti. Benim öğretmenliğim de bitmek üzere. Ne yapmalıyım? Köylüler köyde hep öğretmenleri dövmüşler. Övünerek anlatıyorlar, her gün. 17 yaşındaki bir çocuk irisi resti çekmiş, öğretmenine. Ne yaparsınız? Yanına gittim, sakince. Sol yumrukla bir çıkardım burnunun üstüne. Bir sopa çektim. Attım dışarı. Ben bu çocuğu dövmesem, iki aşiret arasında olaylar çıkardı. Birbirlerini vururlardı. Resimleri sakladım bir yere. Sınıf bir düzene girdi. Sınıfta o günden sonra ters hareket yapan hiç öğrenci görmedim. Köylüler bile o dayaktan sonra, “öğretmen dövme” lafı etmez oldular. * Ben dayakçı bir öğretmen değilim. Ancak, her şeyin bir sınırı var. Bıçak kemiğe dayanmışsa, geri dönüş olmuyor Gerçekten bazıları, “dayak” dışında başka bir dilden anlamıyor. “Tektir işini köteğe çevirmemek lazım” diyeceğim de. “Şiddet içerikli bir hayal dünyasının” içine giren çocuklar bizi anlar mı? “Metin1” ya da “Metin 2” oynayan çocuklar bizi dinler mi? Bilemem. Şuayip ODABAŞI sodabasi-57@hotmail.com (Emeğe Saygı-Tüm Hakları Saklıdır-Bu köşe yazısı çoğaltılamaz ve kopyalanamaz)
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|
YASAL UYARI: ALTERNATİF Gazetesi sitemizde yayınlanan her türlü, resim, makale, yazı veya belgenin site yetkililerimizden izinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alınması, kopyalanması veya yayınlanması yasaktır. Aksi takdirde resmi işlemlere başvurulacaktır.
|
|||||||||||||||||||||