| ||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
İbadet Nedir?
Günümüzde ibadet dendiğinde genellikle namaz, oruç, zekât ve hac gibi farzlar akla geliyor. Bunlar ibadetin özeti kabul edilebilirse de ibadet kavramının anlamını bu kadar daraltmamız doğru olmaz sanıyorum. Kelimenin sözlük anlamından hareket edersek “ibadet”, “abd” kökünden gelir ve abd, kul demektir. İbadet ise "kulluk etmek, hizmet etmektir". Tabii bu hizmet, Allah’a yönelik bir hizmettir, Allah için bir hizmettir. Dini, hayatın bütün alanlarına, bütün ilişkilerine yansıyan bir davranışlar bütünü olarak tanımlarsak, bu tanıma göre din, hayattan ayrı bir şey değildir, hayatın içinde ve hayatın her anındadır, yani bir günlük hayatımız, bir de bundan ayrı bir dinî hayatımız yoktur, ya da bu tanıma göre olmamalıdır. Yine bu tanıma göre ibadet de bütün hareketlerimizde görülen, görülmesi gereken bir hadisedir. Yani günlük hayatta Allah’ın koyduğu ölçüler içinde, Allah için, Allah rızası için yaptığımız her iş geniş manada bir ibadettir, hizmettir, ancak buradaki püf noktası “Allah için” ifadesidir. Nefsimiz için, mal-mülk, mevki-makam, şöhret hırsıyla veya gösteriş amacıyla yaptıklarımız değil, sadece ve sadece Allah için, Allah rızası gözeterek yaptığımız her iş ibadet tanımına girer. Bu ölçüye göre Allah için verdiğimiz bir selam, gösterdiğimiz bir güler yüz ibadet olacağı gibi, gösteriş için, kıldı desinler diye kıldığımız bir namaz veya hayırsever desinler, cömert desinler diye verdiğimiz bir sadaka / zekât, Allah katında ibadet olmayabilir. Yani burada kıldan ince kılıçtan keskince bir ölçü var. Bizim bu ölçü çerçevesinde ibadeti bu geniş anlamıyla anlamamız ve uygulamamız gerekiyor. İbadetler konusunda dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ibadetlerin mana boyutudur. İbadetlerin bir sureti, bir de özü vardır. Asıl ibadet bu özdür, suret ise bir kalıptan ibarettir. Öz ile suret birbirini tamamlayan ayrılmaz iki parçadır. Örneğin dışarıdan bakıldığında namazda belli hareketler yapılır; rükua gidilir, secdeye varılır, oturulur, ayağa kalkılır vs., ancak namaz, sadece yapılan bu beden hareketlerinden ibaret değildir. Bu hareketler, namazın, şekli, kalıbıdır. Hac da bedenin mekân değiştirmesi ve bir takım hareketler bütününden ibaret değildir. Aynı şekilde oruç, aç kalmak değildir. Bütün bunlar ibadetlerin suretidir, ibadetlerin bir de özü, ruhu, hikmeti, bizlere kazandırması gereken hasletler vardır. Bütün bu ibadetlerin gayesi, ahlâken olgunlaşmak, kâmil insan olmaktır. Eğer ibadetler neticesinde bu gayeye ulaşılmışsa, ahlâki olgunluk kazanılmışsa maksat hâsıl olmuş demektir. Peygamberimizin bir hadisine göre hüsn-i ahlâk sahibi kimse her gün oruç tutuyor ve geceleri de ibadet ediyor gibidir. Ancak ibadetlerimiz, bizi bu ahlâki olgunluğa götürmüyorsa burada yanlış bir dindarlık, yanlış bir ibadet anlayışı var demektir. Dini, ibadeti hayatın dışına iten bu anlayış, Yunus Emre tarafından şu ifadelerle eleştirilir: Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil Namaz, İslam dininin önemli bir ibadeti, gönül kırmamak ise ahlâki bir davranıştır. Bu çerçevede Yunus Emre’nin bize bu mısralarla vermek istediği şudur: Namazın mümine kazandırması gereken meleke ahlâki olgunluktur, insana hürmettir, kalp kırmamaktır. Namazdan maksat el yüz yıkamak, oturup kalkmak değildir ki, öyle olsaydı bunu zaten bütün insanlar yapıyorlar. Namaz kıldığı halde hürmet bilincine ulaşamamış ve gönül kırmış kişi namazın, ibadetin gerçek manasını, hatta İslam’ın gerçek manasını anlamamış demektir. Yoksa çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi Yunus Emre bu dizelerde namaz kılmayın, hacca gitmeyin demez. Nesimî ise ibadeti belli emirlerle ve vakitlerle sınırlandırmamak gerektiğini, müminin her daim Allah ile olup ona hizmet etmesi gerektiğini, bir nefes bile Allah’tan gafil olmamak lazım geldiğini şu dizeleriyle dile getiriyor: Gel gel beri kim savm u salâtın kazası var Beyti şöyle sadeleştirebiliriz: Orucun ve namazın kazası mümkündür, bu ibadetler vaktinde eda edilemezse kaza edilebilir, ancak sensiz geçen gece ve gündüzün yani Allah’tan gafil olarak geçirilen zamanın kazası, telafisi yoktur. Yine bir başka mutasavvıf şairimiz, Niyazi-i Mısrî, ibadetin hem sadece namaz ve oruçtan ibaret olmadığını hem de özünden uzak sadece şekil olarak yapılan ibadetin insanı ahlâki olgunluğa, irfan mertebesine ulaştırmayacağını şöyle ifade eder: Savm u salât u hacc ile sanma biter zâhid işin Yani sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek yetmez, mümin için gerekli olan bunlar vasıtasıyla ahlâki olgunluğa, kâmil insan mertebesine ulaşmaktır, bunun için de irfan dediğimiz Allah’ı tanıma bilgisine ihtiyaç vardır. Bütün bunların sonunda diyebiliriz ki dinimizde iman, ibadet, ahlâk birbirine sıkı sıkıya bağlı kavramlardır ve ibadetler insanı ahlâki olgunluğa, bilginin bir üst derecesi olan irfan seviyesine ulaştırmakta birer vasıtadır. Yrd. Doç. Dr. Gülgün YAZICI (Emeğe Saygı-Tüm Hakları Saklıdır-Bu köşe yazısı çoğaltılamaz ve kopyalanamaz)
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|
YASAL UYARI: ALTERNATİF Gazetesi sitemizde yayınlanan her türlü, resim, makale, yazı veya belgenin site yetkililerimizden izinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alınması, kopyalanması veya yayınlanması yasaktır. Aksi takdirde resmi işlemlere başvurulacaktır.
|
|||||||||||||||||||||