| ||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Anadolu İnsanının İslam Anlayışı
Bilindiği üzere dinin algılanmasında, yaşanmasında, aktarılmasında yatay ve dikey farklılıklar söz konusudur, yani din, her dönemde ve her bölgede aynı şekilde algılanmış, aynı şekilde yaşanmış değildir; hem tarih içinde değişik dönemlerde hem de dünya coğrafyası üzerinde farklı bölgelerde aynı din, farklı şekillerde algılanmış ve yaşanmıştır. İslam dininin algılanmasında da yatay (coğrafi) ve dikey (tarihi) farklılıklar mevcuttur.
İslamın ilk ortaya çıktığı dönemlerdeki İslam anlayışı ile 21. yüzyıl insanının İslam anlayışı tabii ki aynı değildir. Aynı şekilde Arabın, Acemin İslam algısı ile Türkün İslam algısı arasında da dağlar kadar fark vardır. Peki, Türk’ün İslam anlayışını belirgin kılan özellikler, diğer milletlerin din algısından ayıran farklar nelerdir, biz İslamı nasıl anlar ve yaşarsak Türk gibi algılamış ve yaşamış oluruz acaba? Gitgide artan bir şekilde Arap milliyetçiliğinin şekillendirdiği bir din anlayışına yaklaştığımız şu günlerde İslamı Türk gibi yaşamanın nasıl olduğunu, Türkün bin yıllık İslam geleneğini hatırlamak zorundayız. Hafızamızı tazelemek için de yüzyıllar içinde yoğrulan din algısı ve bu algının şekillendirdiği medeniyetin adeta imbikten geçirerek damla damla süzdüğü söz ve mana incilerine bakmamız yeterlidir. Bakınız yüzyılların içinden süzülen bu anlayışa göre İslamı nasıl yaşamalıyız: Aşık Veysel’in deyimiyle “iki kapılı bir han” olan bu uzun hayat yolculuğunda “İlimsiz yol karanlıktır” diyen Hacı Bektaş-ı Veli’ye uyup mutlaka ilim öğrenerek, bilgiyi sadece öğrenmekle kalmayıp Yunus Emre’nin "Çünkü amel eylemedin gerekse var yüz yıl oku” sözü gereğince öğrendiklerimizle amel ederek, Şeyh Galib'in Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen öğüdünü tutup önce kendi zatımıza, sonra Yunus'un torunları olarak bütün yaradılana Yaradandan ötürü hoşça bakarak, Adımız miskindir bizim Düşmanımız kindir bizim Biz kimseye kin tutmayız Kamu âlem birdir bize diyen Yunus gibi cümle yaradılmışı bir göz ile görüp kardeş bilip kimseye kin tutmayarak, İslam'ın İslam peygamberi tarafından uygulanan 5 şartı bilgi, sevgi, çalışma, paylaşma ve adaleti hayat yolculuğumuzun ilkesi yaparak, “Doğruluk dost kapısıdır” diyen Hacı bektaş-ı Veli’ye kulak verip doğruluktan ayrılmayarak, Kur’an-ı Kerim’in Ahzab suresi, 35. ayetinde yer alan "Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler, Allah'ı çok anan kadınlar" ilahi hitabının gereği olarak kadın-erkek hep birlikte elele ve yan yana toplum içinde yerimizi alarak, Bütün işlerimizde ehliyet ve liyakate son derece önem verip Mevlânâ'nın Mesnevisinde anlattığı mukallit papağana, boyacı küpüne düşen ve bu sebeple tavusluk iddiasında bulunan çakala, kuyruk yağıyla bıyığını yağlayıp etrafındakileri yağlı yemekler yediğine inandırmaya çalışan adama, halkın kendisine rağbet ederek saygı göstermesi amacıyla kavuğunun büyük görünmesi için bez parçalarıyla dolduran fakihe benzemeyip, tam aksine Ayaz gibi ehliyet ve liyakat sahibi insanlar olmaya çalışarak, Hiç bir işimizi sağırın hasta ziyareti sığlığında gerçekleştirmeyerek, “ya olduğumuz gibi görünüp ya göründüğümüz gibi olarak”, İslamı el yüz yıkamak seviyesinden, incitmemek ve incinmemek irfan seviyesine çıkararak, Gelin tanışık edelim işin kolayın tutalım Sevelim sevilelim dünyâ kimseye kalmaz diyen Yunus'u dinleyip işin kolayını tutarak, dünyanın kimseye kalmayacağının idraki içinde sevip sevilerek, Yine Yunuslayın Ben gelmedim da‘vâ için benim işim sevi için Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim deyip gönüller yaparak, Peygamberimizin “Kendisi için sevip istediği şeyi başkaları için de istemedikçe hiç kimse gerçek mümin olamaz” hadisini Sen sana ne sanırsan ayrığa da anı san Dört kitabın ma‘nâsı budur eğer var ise çağrısı halinde bütün Anadolu’ya yayan Yunus’a uyup gözümüzün gördüğü elimizin erdiğince herkese yardım eli uzatarak İslamı yaşarsak gerçek mânâsıyla İslamı anlamış ve yaşamış oluruz, ve ancak böylelikle ibadet Müslümanlığından ahlâk Müslümanlığına şekil Müslümanlığından mânâ Müslümanlığına yükselmiş oluruz. Yrd. Doç. Dr. Gülgün YAZICI Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi gulgunyazici@hotmail.com (Emeğe Saygı-Tüm Hakları Saklıdır-Bu köşe yazısı çoğaltılamaz ve kopyalanamaz)
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|
YASAL UYARI: ALTERNATİF Gazetesi sitemizde yayınlanan her türlü, resim, makale, yazı veya belgenin site yetkililerimizden izinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi alınması, kopyalanması veya yayınlanması yasaktır. Aksi takdirde resmi işlemlere başvurulacaktır.
|
|||||||||||||||||||||