Kur’an-ı Kerim’in Kehf suresin’in 83. ayetinde geçen “Zu’l-Karneyn” kelimesinin karşılığını göstermek tarih boyunca bütün yorumcular için büyük bir sorun olmuştur ve sorun olmaya da devam edecek gibi gözükmektedir. Kur’an’da buna benzer Zü’l-Kifl ve Zü’n-Nun gibi kelimeler de mevcut olup, mesela Zü’n-Nun kelimesinin Hz. Yunus’a tekabul ettiği bilinmektedir. Ne var ki Zu’l-Karneyn kelimesinin sırrı bugüne kadar henüz çözülebilmiş ve anlamı netleştirilebilmiş değildir. İki boynuzlu anlamına gelen bu kelime, Büyük İskender’in resim ve heykellerinde, başında ve miğferinde görülen iki koç boynuzu onun Zu’l-Karneyn olabileceği ihtimalini güçlendirmiştir.
Tefsir literatürü tarandığında pek çok müfessirin bu kelimeye karşılık olarak dünyanın 100 ünlü şahsiyetinden biri olan Büyük İskender’i önerdiği görülür. Bununla birlikte yine pek çok bilim adamı Büyük İskender’in Zu’l-Karneyn’e tekabül etmediği kanaati taşıdıkları da bilinmektedir. Büyük İskender’i Zu’l-Karneyn makamına yakıştıramayanların başlıca gerekçesi Büyük İskender’in ırkı ve dini hakkındaki mevcut malumatın ulu bir zat olduğu anlaşılan Zu’l-Karneyn’in vasıflarıyla bağdaşmıyor olmasıdır. Nitekim Kur’an’a göre Zu’l-Karneyn, açıkça söylenmese bile, pekala bir peygamber sayılabilecek durumdadır. Zira iman ve salih amel ehlidir. İlim ve hikmet sahibidir. Devlet başkanı ve komutan düzeyindedir.
Bilimsel bir yaklaşımla bakacak olursak, Büyük İskender karakteri’nin Zu’l-Karneyn ile örtüşmeyeceğini söylemek mümkün değildir. Çünkü Kur’an’ın konsepti çerçevesinde mutalaa edersek Büyük İskender Zu’l-Karneyn olarak tercüme edilebilecek bir kişidir. Kehf suresi bir bütün olarak, Kur’an’ın ortalarında bulunan öteki 50-60 sure gibi Yahudilerin ve Hristiyanların batıl itikatlarına verilen cevapları ihtiva etmektedir. Buna göre Allah’ın İsa gibi bir oğlu yoktur, Allah oğul edinmemiştir, putların şefaatçilik gibi bir fonksiyonları yoktur, ayrıca rahiplerin, hahamların ya da evliya kabul edilen insanların koruyuculuk ve kurtarıcılık vasıfları yoktur. Hal böyleyken Kehf suresi içinde yer alan Ashab-ı Kehf olsun Musa-Hızır kıssası olsun hep bu cevaplara hizmet eder mahiyette nazil olmuşlardır. Ashab-ı Kehf imanlarını koruma uğruna mağarada yaşamayı göze almış insanlardır. Onları tabulaştırıp üzerlerine türbe ve tapınak yapılması eleştirilmiştir. Keza Musa-Hızır kıssası da böyledir. Sabr etmenin gereğini ve önemini vurgular. Kaza ve kadere imanın gereğini ve önemini vurgular. Dünya hayatının fani oluşundan, dünyaya bağlanmamak gerektiğinden, iman ve salih amelin kurtarıcı olduğundan bahseder. Ve nihayet Zu’l-Karneyn bahsi gelir.
Zu’l-Karneyn Kur’an’da sadece Kehf suresinin son bölümünde geçer. O da Yahudilerin bir sorusu üzerine nazil olan bir cevap mahiyetindedir. Dolayısıyla Kur’an’ın öne çıkardığı bir konu olmaktan ziyade, Kur’an’ın ana konusu olan Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman temelinde ele alınmış tali bir konudur. O nedenle burada Aristo’nun öğrencisi, cihangir bir komutan ve devlet adamı olan Büyük İskender kastedilmiş olabilir. Zira Kehf suresi büyük zatları tabulaştırmaya itiraz etmektedir. İsa’nın tanrının oğlu sayılmasına itiraz ettiği gibi büyük fetihler yapması dolayısıyla Mısır’da yarı tanrı gibi, tanrının oğlu gibi muamele görmüş bu zatın tabulaştırılmasına da itiraz babında yer vermiş olması mümkündür. Üstelik örneğin İsra suresinde de müfsid İsrailoğullarını yenen Nabukadnesar ve ordusu “ibad”, yani Allah’ın kuvvetli “kulları” olarak ele alınmıştır. Kul olmak deyiminin burada ehl-i sünnet gibi kulluk ediyor olmak anlamında değil, tanrı olmamak anlamında olduğu açıktır. Yani bu büyük başarıları kazananlar tanrı ya da tanrının oğlu oldukları için başarmış değillerdir. Sonuçta o insanlar da beşerdir, Alah’ın birer kuludur. Onları abartıp yüceltmeyin. Onlar Allah’ın kaza-kader planına hizmet eden kullardan ibarettirler. Ey insanlar, hamd ve şükrü gerçek sahibine, yani Allah’a eda edin demeye getirmektedir.
Şurası kesindir ki Zu’l-Karneyn, önünde arkasında “erselna” yani biz onu peygamber gönderdik gibi bir ifade taşımasa bile bir peygamber ve bir yüce kişi olabilir. Zira Allah’a ve Ahiret gününe iman etmekten bahsetmektedir. Başarılarını Allah’a bağlamaktadır. Dolayısıyla münevver biridir. Konsepte göre insanların yardımına koşmuş, ücret istememiş ve almamış, yardımda bulunmuş, fakat ecrini mükafatını Allah’tan beklemiştir. Böyle bir kişiyi bile tabulaştırmamak gerekir. Zira tevfik Allah’tandır. Gelecek yazımızda, Zu’l-Karneyn’in tarihsel gerçeğini incelemeye devam edeceğiz.
Mesut YAZICI
mevlana800@gmail.com
(Emeğe Saygı-Tüm Hakları Saklıdır-Bu köşe yazısı çoğaltılamaz ve kopyalanamaz)